16 05 2009

Bi Tuhaf Diyalog

*neden burdasın?
*okumak için.
*neden?
*meslek sahibi olmak için.
*neden?
*para kazanmak için.
*neden?
*iyi yaşamak için.
*neden?
*mutlu olmak için.
*neden?
*çünkü yaşamak istiyorsan mutlu olmak zorundasın.
*neden?
*çünkü mutlu olmazsan, yaşamak istemezsin.
*neden?
*çünkü seni hayata bağlayan bişey kalmaz.
*neden?
*psikolojiyle ilgili.. böyledir insan; mutsuz olunca hayattan vazgeçiverir.
*neden?
*kolay olduğu için.
*neden?
*neden mi kolay; kaçmak, mücadele etmekten kolaydır çünkü.
*neden?
*mücadelede kaybetme riskin vardır.
*neden?
*iki taraftan bir kaybetmek zorundadır ve sen kaybeden taraf da olabilirsin.
*neden?
*100'ü ikiye böelrsen 50 çıkar da ondan.
*neden?
*bu bir matematik kuralı!
*neden?
*ne neden ya?
*bana bunları neden anlattın?
*sordun ya.... bu arada sen neden burdasın?
*unutmak için...


17.03.2001
Edir'ne?
Ruhumun gerçek sahibine...
Yapılamayanı yapabilmekti yapabildiğimiz, yapılamayanların yenilgisinde. Güneşi gördüğünde gözlerini yumuşun güneşi karartmıyor, sadece koruyor seni yakıcılıktan. O sevmediğin çam ağacı var ya... Aslında umrunda bile değilsin. O var; dimdik ve ulu. Sen onu sevsen de var, sevmesen de. O sadece ululuğunu bilir.
Kaçışlarını adlandırmak istemiyorum.Adlandırmak; varolduğunu reddi reddetmektir sadece. Ve ben bunu reddediyorum. Saçlarına anlam yüklüyorum tel tel. Sen beni boşver. Sen... Sen sadece yapabileceklerini sev. Düşlerini boya ve adlandır martıların kanatlarını tek tek. Sen bulutları hayal et, büyük ve kırmızı. Ve artık lütfen çam ağacını sev..
Vapura binip bu tarafa geçtiğinde, benim sağımda kalırsın. Ve sen, sağda yaşayamazsın. Yapamazsın ve sen yapamayacaklarını yapabilmenin imkansızlığını bildiğin halde yapmaya çalışırsın.
Sağıma geçme; saçlarını kırar martı kanatları, kan akıtır balıklar denize. Güneşin son ışıkları bunlar. Yapmacık bir aydınlık kaldı denizlere. Süslen bi tanem; gece yarısı, ruhları sustuğu vakit martıların, almaya geleceğim seni. Uçurmaya çalışacağım dünyama.
Sadece... Sağımda durma ve çam ağacını sev artık..


10.03.99
lise son sınıfta, edebiyat dersinde yazmıştım; çok iyi hatırlıyorum...
Bir şarkı deminde arabeskim bu gece. Beş para etmez yaşanmışlıklara milyonlar biçemiyorum, gözlerimi kapayınca... Geçmiyor trenler raylarda, yok bu gece kara katarlar. Bir çift yeşil göz kıvamında umutsuzum; lanet olsun!
Atamıyorum sevdalı kalbi kabuğundan.Kuruyan iç kısmı mı, yoksa kabuk mu aslında bir ömür taşımak zorunda olduğum? Kan akacak gözlerimden ağlarsam. Kalbim sıkışıyor şarkının her sözünde. Giriş katında yaşadım sevgimin en sıcağını; yağmur yağdı, üşürüz deyip balkondan izledik. Sarılıp ısındık. Ama artık daha soğuk bir yerdeyim ve kollarının değil düşüncesi, kendisi bile ısıtamaz gibi geliyor burda. Ve mecburen alt katım, başka kollar bulacağım ısıtsın diye beni.. Affet desem....


06.11.2000
Yurt / Edirne

I Had a Dream Last Night

Güzel bir müzik, fazla aydınlık ve bir kalem var şu anda. Odam ve uçmak tutkuları...Resimlere gizlenmiş aşklarım; kilitli bir çekmecenin tozlu gizinde. Telefon kadar yakın, telekomünikasyon kadar uzak dostluklarım; sarışın, esmer, kumral, kızıl dostlarım. Kuduz kadar tehlikeli ısrarlarım, ısrarlı isteklerim; istekli dillerim. İğne kadar istekli. Rafa kalkmış hayallerve asla aradığın anda bulamayacağın toz bezleri..
Aşk.. Böyle ani, bir tek melodi hatta notada geliveren akla. Üç kısa vuruş; iki mi, bir fa ve bir sus! Bir buçuk vuruş değerinde. Yıllardır kapalı duran kutudan birden çıkışın korkusuyla çığlık atan kadife bir ses...
Cevapları olmayan sorular; oysa yıllarca çalışılmış üstünde..
Vazgeçivermek intkamdan. Gözlerin dolarak sölediğin sözleri, güneş ışığının anlamsızlaştırması ve aslıdna sana anlamın veremeyeceğin kadar ağır gelen sözlerin ona çarpıp döneceğini anlaman.
Hedefler koymak ve her sene yeniden vazgeçmek. Ve aslında aşağıya çekmek. Ve onunda başladığın yerden 3 adım aşağıda durmak ve işin kötüsü hiç uzamadığını farketmek..
Hayat bir yolunu bulup devam eder. Bu hep böyledir, hiç değişmez; zamanla alışırsın...



20.04.2000 imiş bu yazının tarihi...

Başlarken

Günaydın aydınlığım, ayışığım; ellerime değen o güzelliğin... Yitik bir mevsimim sensiz, deniz suyu içmiş kadar susuz.. Şimdi gel, özlemlerin doruğundayım çünkü. Kucakla beni ki, uzak bir özlem dinsin kollarının arasında. Biliyorsun, kanıksanmış bir nakarat değil yaşadığımız. İşte bu yüzden kızıyorum sana; ve öfkemi kalemlerden çıkarıyorum yine, yürüyen bir kenti özleyerek...


bu yazıyı, muhtemelen 99 yılında, bir arkadaşımın sevgililer gününde sevgilisine yazması için; iki farklı kitaptan özenle seçtiğim cümleleri bir araya getirek oluşturmuştum.